SON HABERLER
Psikolojiye Dair #2 Gündemdeki Kötü Haberler Bizi Neden Bu Kadar Etkiliyor? 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI İRTAH KOZA DERGİSİNDEN OKURLARINA TEŞEKKÜR Kültürümüze Birlikte Sahip Çıkıyoruz Psikolojiye Dair #2 Gündemdeki Kötü Haberler Bizi Neden Bu Kadar Etkiliyor? 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI İRTAH KOZA DERGİSİNDEN OKURLARINA TEŞEKKÜR Kültürümüze Birlikte Sahip Çıkıyoruz
Anasayfaya Geri Dön
Psikolojiye Dair #2  Gündemdeki Kötü Haberler Bizi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
GÜNCEL

Psikolojiye Dair #2 Gündemdeki Kötü Haberler Bizi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

8 dk Okuma
GÜNCEL 30 görüntülenme 8 dk okuma 0 yorum

Gün içinde telefonumuzu elimize alıyor, sosyal medyada birkaç dakika dolaşıyor ya da haberleri takip ediyoruz. Bazen karşımıza bir kaza, bir kayıp, bir afet, bir şiddet olayı ya da beklenmedik bir ölüm haberi çıkıyor. Olayın içinde değiliz, olay bize doğrudan yaşanmadı. Fakat yine de bir süre sonra içimizde bir sıkışma, huzursuzluk veya korku hissedebiliyoruz. Hatta bazen haberi gördükten sonra aklımızdan şu düşünce geçebiliyor: “Ya bu benim başıma gelseydi?” Peki neden başkasının yaşadığı bir olay, bizim zihnimizde bu kadar güçlü bir karşılık bulabiliyor?

Beynimiz kötü haberlere neden daha fazla dikkat ediyor?

İnsan zihni çevresindeki tehditleri fark etmek konusunda oldukça hassastır. Bunun temelinde hayatta kalmamızı destekleyen bir mekanizma bulunur. Psikolojide negatiflik yanlılığı (negativity bias) olarak ifade edilen bu eğilim nedeniyle olumsuz bilgiler, olumlu bilgilere kıyasla dikkatimizi daha kolay çekebilir ve zihnimizde daha uzun süre kalabilir.

Örneğin gün içerisinde onlarca güzel haber görüp yalnızca bir kötü haberle karşılaşsak bile, akşam olduğunda zihnimizde en çok o kötü haberin kaldığını fark edebiliriz.

Bu, “fazla hassas” olduğumuz anlamına gelmez. Zihnimizin tehlike ihtimalini önemseyen doğal bir çalışma biçimidir.

Ancak günümüzde önemli bir fark var: Eskiden çevremizde meydana gelen olaylardan haberdar olabilmek için belirli bir çaba göstermemiz gerekirken, artık dünyanın farklı yerlerinde yaşanan olaylar saniyeler içerisinde telefon ekranımıza ulaşabiliyor.

Bir olay oluyor ve biz onu yalnızca bir kez değil; farklı hesaplarda, farklı videolarda, farklı yorumlarda tekrar tekrar görebiliyoruz.

Olayı yaşamadan da etkilenebilir miyiz?

Evet.

Bir olayın psikolojik olarak etkilenmesi için mutlaka olayın doğrudan içinde bulunmak gerekmez. Özellikle yoğun görüntülere, ayrıntılı anlatımlara ve tekrar tekrar yapılan haberlere maruz kalmak kişide stres ve kaygı oluşturabilir.

Bazen olayın kendisinden çok, olayın zihnimizde oluşturduğu ihtimal bizi etkiler.

“Ya sevdiklerimin başına gelirse?”

“Ya ben orada olsaydım?”

“Dün oradan geçmiştim.”

“Artık hiçbir yer güvenli değil.”

Bu düşünceler, yaşanan olay ile kişinin kendi hayatı arasında zihinsel bir bağlantı kurmasına neden olabilir.

Özellikle olay bize tanıdık gelen bir yerde gerçekleştiyse, bizim yaşımıza yakın insanlar etkilenmişse veya olayın koşulları kendi hayatımızdaki bir durumla benzerlik taşıyorsa, duygusal etkisi daha yoğun olabilir.

Bazen olay bitse bile bedenimiz alarmda kalabilir

Sarsıcı bir haberle karşılaştığımızda bedenimiz de bu bilgiyi önemser. Kalp çarpıntısı, huzursuzluk, kaslarda gerginlik, uykuya dalmakta zorlanma, irkilme veya sürekli haber kontrol etme isteği gibi stres tepkileri ortaya çıkabilir.

Bunların kısa süreli olması tek başına bir psikolojik bozukluk anlamına gelmez.

Aslında bedenimizin verdiği mesaj oldukça basittir:

“Bir şey oldu ve ben bunun güvenli olup olmadığını anlamaya çalışıyorum.”

Özellikle sarsıcı bir olayın hemen ardından ortaya çıkan bu tür tepkiler, stres sistemimizin doğal yanıtları olabilir. Zaman içerisinde olayın etkisi azaldıkça ve kişi yeniden günlük yaşamına döndükçe bu tepkilerin de hafiflemesi beklenir.

Burada önemli olan, kendimizi hemen “Neden böyle hissediyorum?” diye sorgulamak yerine, zihnimizin ve bedenimizin yaşananları işlemeye çalıştığını fark edebilmektir.

Peki haberleri sürekli kontrol etmek neden bizi rahatlatmıyor?

Kötü bir haber gördüğümüzde çoğumuzun yaptığı şeylerden biri yeniden haberleri kontrol etmektir.

“Yeni bir gelişme olmuş mu?”

“Tam olarak ne yaşanmış?”

“Son durum ne?”

İlk anda daha fazla bilgi edinmenin bizi rahatlatacağını düşünebiliriz. Ancak sürekli ve kontrolsüz biçimde haber takip etmek, özellikle aynı olayla ilgili görüntü ve bilgileri tekrar tekrar tüketmek, kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir.

Çünkü zihnimiz her yeni görüntü ve bilgiyi yeniden değerlendirmeye çalışır.

Bu nedenle haberdar olmak ile sürekli maruz kalmak arasında önemli bir fark vardır.

Bir olayı bilmek için aynı görüntüyü defalarca izlememiz gerekmez.

“Ya benim başıma gelirse?”

Kötü haberlerin ardından zihnimizin en sık yaptığı şeylerden biri gelecekle ilgili senaryolar üretmektir.

“Ya benim başıma gelirse?”

“Ya ailemden birinin başına gelirse?”

“Ya bir gün ben de böyle bir durum yaşarsam?”

Bu düşünceler çoğu zaman zihnin belirsizliği kontrol etme çabasının bir parçasıdır. Zihin, yaşanan olaydan yola çıkarak gelecekte oluşabilecek tehlikeleri önceden tahmin etmeye çalışır.

Fakat burada küçük bir ayrımı hatırlamak önemlidir:

Bir şeyin mümkün olması, onun olacağı anlamına gelmez.

Kaygılı olduğumuzda zihnimiz olasılık ile gerçeklik arasındaki mesafeyi olduğundan daha küçük algılayabilir.

Bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormak yardımcı olabilir:

“Şu anda gerçekten bir tehlikenin içinde miyim, yoksa bir tehlike ihtimalini mi düşünüyorum?”

Bu iki durum aynı değildir.

Kendimizi korumak için ne yapabiliriz?

Kötü haberlerden tamamen uzaklaşmak elbette mümkün değil. Üstelik dünyada olup bitenlerden haberdar olmak da hayatımızın doğal bir parçası.

Ancak haberlerle kurduğumuz ilişkiyi daha sağlıklı hâle getirebiliriz.

Öncelikle haberleri güvenilir kaynaklardan ve belirli zamanlarda takip etmek faydalı olabilir. Aynı olayla ilgili onlarca farklı paylaşımı görmek yerine, ihtiyacımız olan temel bilgiyi aldıktan sonra ekranı kapatmayı tercih edebiliriz.

Özellikle uyumadan hemen önce yoğun ve sarsıcı görüntülere maruz kalmamak, zihnin dinlenmesine alan açabilir.

Bunun yanında günlük yaşamımızdaki rutinleri sürdürmek de önemlidir. Yemek yemek, uyumak, işe veya okula devam etmek, yürüyüş yapmak, sevdiklerimizle konuşmak gibi sıradan görünen davranışlar aslında zihne önemli bir mesaj verir:

“Hayat devam ediyor ve şu anda güvendeyim.”

Ve belki de en önemlisi, hissettiğimiz duyguyu bastırmak zorunda olmadığımızı hatırlamaktır.

Üzülmek, korkmak, öfkelenmek veya bir süre huzursuz hissetmek insan olmanın bir parçasıdır.

Ne zaman destek almak gerekir?

Her kötü haberin ardından psikolojik destek almak gerekmez. Ancak yoğun stres ve kaygı tepkileri uzun süre devam ediyor, günlük yaşamımızı belirgin biçimde etkiliyor, uyku ve iştah düzenimizi bozuyor ya da kendimizi sürekli tetikte ve güvensiz hissediyorsak bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı olabilir.

Destek almak, “baş edemiyorum” demek değildir.

Bazen yalnızca yaşadıklarımızı anlamlandırmak ve zihnimizdeki yükü biraz hafifletmek için bir uzmanın eşliğine ihtiyaç duyabiliriz.

Çünkü psikolojik dayanıklılık, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Etkilendiğimizde yeniden dengemizi bulabilme kapasitemizdir.

Son olarak…

Bugün telefonumuzu açtığımızda dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan acı verici bir olay birkaç saniye içerisinde karşımıza çıkabiliyor. Bazen henüz güne başlamışken başka insanların hayatlarındaki en zor anlara tanıklık ediyoruz.

Bütün bunlardan etkilenmemiz şaşırtıcı değil. Çünkü insan zihni yalnızca kendi yaşadığı olaylara değil, başkalarının yaşadığı acılara da duygusal bir karşılık verebilir.

Burada önemli olan, kendimizi bu duygulardan tamamen uzaklaştırmaya çalışmak değil; onlara kendimizi tüketmeden alan açabilmek.

Dünyada olup bitenlerden haberdar olmakla, yaşanan her acıyı zihnimizde taşımak aynı şey değildir. Haberleri takip etmek, üzülmek ya da bir süre kaygı hissetmek bizi zayıf yapmaz. Aynı zamanda kendimize sınır koymak, bir süre haberlerden uzaklaşmak veya günlük yaşamımıza dönmek de yaşananları önemsemediğimiz anlamına gelmez.

Bazen psikolojik olarak ihtiyacımız olan şey, olan biteni unutmak değil; olan bitenin bizde bıraktığı duyguyu fark ederek kendimize de yer açabilmektir.

Çünkü dünyadaki bütün acıları tek başımıza taşıyamayız. Fakat hem olup bitenlere duyarlı kalıp hem de kendi ruhsal sınırlarımızı korumayı öğrenebiliriz.

Yorumlar (0)