SON HABERLER
Gelenekten Gösterişe: ÖĞRETMENLİK BAŞLI BAŞINA BİR SANATTIR BİR RUS YAZARININ HİKAYESİ KÖY ENSTİTÜLERİ Gelenekten Gösterişe: ÖĞRETMENLİK BAŞLI BAŞINA BİR SANATTIR BİR RUS YAZARININ HİKAYESİ KÖY ENSTİTÜLERİ
Anasayfaya Geri Dön
Gelenekten Gösterişe:
GÜNCEL

Gelenekten Gösterişe:

4 dk Okuma
GÜNCEL 162 görüntülenme 4 dk okuma 0 yorum

cenaze kültürümüzde değişen değerler


 Cenaze Kültürümüzde Değişen Değerler
Toplumları ayakta tutan en önemli unsurlardan biri, nesilden nesile aktarılan örf, âdet ve manevi değerlerdir. Bu değerlerin en anlamlı şekilde yaşandığı zamanlardan biri de cenaze merasimleridir. Çünkü ölüm, insanın dünyadaki yolculuğunu tamamladığı; geride kalanların ise birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olması gereken en hassas dönemdir.
Nene ve dedelerimiz, hatta anne ve babalarımız, hayatları boyunca "Rabbim ölümün hayırlısını, iman üzere olanını nasip etsin." diye dua ederlerdi. Evlerinin bir köşesinde özenle hazırladıkları, temiz, ütülü ve güzel kokulu kefenlerini saklar; kimseye yük olmamak için biriktirdikleri küçük miktardaki parayı da "kefen param" diyerek güvendikleri kişilere emanet ederlerdi. Bu, sadece bir hazırlık değil; aynı zamanda ölümü unutmayan, dünyaya aşırı bağlanmayan bir hayat anlayışının göstergesiydi.
Reyhanlı'da geçmişte bir kişi vefat ettiğinde cenaze mümkün olduğunca bekletilmeden, çoğu zaman gün batmadan defnedilirdi. Ardından üç gün boyunca taziyeler kabul edilir, cenaze sahibi acısını yaşarken yemek, çay ve misafirlerin ağırlanması gibi bütün işleri akrabalar, komşular ve dostlar üstlenirdi. Kimse cenaze sahibinden bir ikram beklemez, aksine onun yükünü hafifletmeye çalışırdı.
Vefatın yedinci günü, kırkıncı günü ve yıl dönümünde Kur'an-ı Kerim okunur, dualar edilir, Süleyman Çelebi'nin Mevlid-i Şerif'i okunarak merhum için Allah'tan rahmet dilenirdi. Yapılan her şey gösterişten uzak, samimi ve ihlas doluydu.
Ancak zamanla bu anlayışta önemli değişiklikler yaşanmaya başladı. Bugün şehir dışında veya yurt dışında bulunan yakınların gelmesi beklendiği için cenazeler bazen iki, hatta üç gün bekletilmektedir. Oysa İslam geleneğinde, zaruri bir durum olmadıkça cenazenin geciktirilmemesi tavsiye edilmektedir.
Bunun yanında taziye kültürü de eski sadeliğinden uzaklaşmaktadır. Cenaze sahipleri, acılarının yanında ağır ikram yükleriyle de karşı karşıya kalmaktadır. Taziye evleri zaman zaman misafir ağırlama mekânlarına, mevlit programları ise adeta organizasyonlara dönüşebilmektedir. Özel davetliler, protokol düzenleri ve gösterişe kaçan uygulamalar, bu manevi ortamın ruhuna gölge düşürmektedir.
Din görevlileri zaman zaman bu tür uygulamaların dinimizin tavsiye ettiği sade cenaze anlayışıyla bağdaşmadığını ifade etseler de, toplum olarak bu uyarıları yeterince dikkate aldığımızı söylemek güçtür.
Bir başka üzücü durum ise, taziyeye gelen insanlar arasında ayrım yapılmasıdır. Kimi misafirler büyük ilgiyle karşılanırken, kimileri fark edilmeden uğurlanabilmektedir. Oysa ölüm karşısında herkes eşittir. Taziye, makamın, servetin ve sosyal statünün değil; insanlığın, kardeşliğin ve paylaşmanın buluştuğu yerdir.
Belki de yeniden geçmişimizin o güzel örneklerine dönmeye ihtiyacımız var. Cenazelerimizi gösterişten uzak, samimiyetin hâkim olduğu, yükün paylaşıldığı ve duaların öne çıktığı bir anlayışla yaşatabilirsek hem dinimizin tavsiyelerine hem de kültürümüzün özüne daha uygun hareket etmiş oluruz.
Çünkü geride kalanların en büyük vazifesi; israf etmek değil, dua etmektir. Gösteriş yapmak değil, gönülleri birleştirmektir. Ölüye yapılacak en büyük iyilik ise samimi bir Fatiha, içten edilen bir dua ve hayırla yâd edilmektir.

Yorumlar (0)